Mehmet Akif Ersoy’un eserlerinde ve hayatında yankılanan adalet kavramını, “Zulmü alkışlayamam” duruşuyla harmanlayan şiirsel bir yolculuğa davetlisiniz.
Akif’ten Şiirsel Adalet Yankısı
# Akif’ten Şiirsel Adalet Yankısı
Zamanın tozlu sayfaları arasında, bazı isimler sadece yazdıklarıyla değil, yaşadıklarıyla da birer abide gibi yükselirler. Türk edebiyatının ve düşünce dünyasının en sarsılmaz sütunlarından biri olan Mehmet Akif Ersoy, işte bu abidelerin en başında gelir. Onun kalemi, sadece kafiye ve vezin peşinde koşan bir şairin değil; bir dertlinin, bir dava adamının ve her şeyden önemlisi, adaleti soluyan bir vicdanın tercümanıdır. “Akif’ten Şiirsel Adalet Yankısı” dediğimizde, aslında sadece mısralara dökülmüş bir kavramdan değil, bir ömrün bütününe yayılmış sarsılmaz bir duruştan bahsediyoruz.
## Bir Karakter Heykeli Olarak Mehmet Akif
Akif’i anlamak için önce onun kelimeleri ile eylemleri arasındaki o hayranlık uyandırıcı köprüyü görmek gerekir. Edebiyat tarihinde pek çok şair, süslü cümlelerle adaleti övmüş ancak hayatın sert rüzgarları estiğinde eğilip bükülmüşlerdir. Akif ise, mısralarında neyi haykırdıysa, kapalı kapılar ardında da o adam olmuştur.
Onun adalet anlayışı, soyut bir felsefeden ziyade somut bir ahlak pratiğidir. Meşhur bir anekdot anlatılır: Arkadaşı bir haksızlığa uğradığında, o haksızlığı yapan makama restini çekip istifasını veren bir adamdır o. “Benim arkadaşıma yapılan haksızlık, bana ve hakikate yapılmıştır,” diyebilecek kadar keskin bir adalet terazisine sahiptir. İşte bu yüzden, onun şiirindeki adalet yankısı bu kadar gür ve inandırıcıdır.
## Safahat’ın Kalbindeki Adalet Çığlığı
Akif’in ölümsüz eseri Safahat, bir yönüyle Osmanlı’nın son dönemindeki toplumsal çöküşün panoramasıyken, diğer yönüyle bir “adalet arayışı” kitabıdır. Akif, sarayların şatafatından ziyade, sokaktaki açın, haksızlığa uğramış yetimin ve unutulmuş yaşlının sesidir.
### Zulme Karşı Dimdik Bir Elif: “Zulmü Alkışlayamam”
Eğer Türk edebiyatında adaletin ve dik duruşun bir marşı varsa, o da şüphesiz Akif’in “Zulmü alkışlayamam, zalimi sevemem” diye başlayan o muazzam manzumesidir. Bu şiir, sadece bir edebiyat metni değil, bir karakter beyannamesidir:
*”Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem;* *Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.”*
Bu dizelerde yankılanan adalet, seçici olmayan, güce göre eğilmeyen evrensel bir adalettir. Akif, adaleti sadece kendisi veya kendi grubu için değil, tüm insanlık ve hakikat için talep eder. Zulüm, kimden gelirse gelsin karşısında durulması gereken bir canavardır ve bu canavara alkış tutmak, insanlıktan istifa etmektir.
## Sosyal Adalet: Sokaktaki İnsanın Şairi
Akif’in adalet anlayışı sadece politik veya ideolojik değildir; o, sosyal adaletin de en gür sesidir. “Küfe” şiirinde sokakta sahipsiz kalan bir çocuğun dramını anlatırken, “Seyfi Baba”da yaşlılığın ve kimsesizliğin hüznünü resmederken aslında toplumsal bir adaletsizliğe parmak basar.
Ona göre adalet, sadece mahkeme salonlarında dağıtılan bir hüküm değildir. Adalet; komşusu açken tok yatmamaktır, yetimin hakkını gözetmektir, zayıfı güçlüye ezdirmemektir. Safahat’ın her sayfasında, toplumun en alt katmanındaki insanların dertlerini arşa çıkaran bir “şiirsel adalet” arayışı vardır. Akif, sanki bu insanların hakkını alabilmek için kalemini bir kılıç gibi kullanır.
## Şiirsel Adaletin Günümüzdeki Yankısı
Peki, Akif’in bir asır önce yükselttiği bu adalet yankısı bugün bizim için ne ifade ediyor? Modern dünya, adaletin sadece hukuki bir terime indirgendiği, vicdanın ise genellikle arka plana itildiği bir dönemden geçiyor. İşte bu noktada Akif’in “Şiirsel Adalet”i devreye giriyor.
Şiirsel adalet, hakikatin estetikle buluşup kalplere nüfuz etmesidir. Akif, bize adaletin sadece yasalarla değil, bir iç disiplin ve Allah korkusuyla tesis edilebileceğini hatırlatır. Onun mısraları, bugün hala haksızlık karşısında susanlara bir ihtar, mazlumlara ise bir tesellidir. “Hakkıdır Hakk’a tapan milletimin istiklal” derken, istiklali bile “Hak” ve “Adalet” kavramlarına dayandırır. Haklı olanın güçlü olduğu bir dünya özlemi, onun tüm eserlerinin ana motivasyonudur.
### Adaletin Estetiği ve Vicdanın Sesi
Akif, şiirini bir süs aracı olarak görmemiştir. Onun için şiir, hakikatin hizmetinde bir araçtır. Bu yüzden dili bazen sert, bazen öfkeli ama her zaman samimidir. Adaleti anlatırken kullandığı bu “samimiyet estetiği”, okuyucuyu sadece zihnen değil, kalben de ikna eder. Onun şiirlerinde yankılanan ses, Anadolu’nun bin yıllık adalet ve merhamet birikiminin modern bir yansımasıdır.
## Sonuç: Akif’i Anlamak, Adaleti Kuşanmaktır
Mehmet Akif Ersoy, bu toprakların vicdanıdır. Onun “Şiirsel Adalet Yankısı”, sadece bir edebi inceleme konusu değil, bir yaşam rehberidir. Akif’ten bize kalan en büyük miras; haksızlık karşısında eğilmeyen bir baş, zulme alkış tutmayan bir el ve her daim adaletten yana atan bir kalptir.
Bugün Akif’i anmak, sadece onun şiirlerini güzel sesle okumak değildir. Onu gerçekten anmak; işimizde, aşımızda, komşuluk ilişkilerimizde ve toplumsal duruşumuzda adaleti en yüce değer kılmaktır. Akif’in sesi hala aramızda dolaşıyor ve her birimize sessizce ama derinden soruyor: “Senin terazinde hakikat mi ağır basıyor, yoksa menfaat mi?”
Onun şiirsel adalet yankısı, vicdanı hür nesiller yetiştikçe bu kubbede hoş bir seda olarak kalmaya devam edecektir. Çünkü adalet, zamanın eskitmeye gücünün yetmediği tek hazinedir ve Akif, bu hazinenin en sadık bekçilerinden biridir.

Özet
Bu makalede, İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un eserlerinde ve yaşamında “adalet” kavramının nasıl merkezi bir rol oynadığı anlatılmaktadır. Akif’in “Zulmü Alkışlayamam” şiiri üzerinden gelişen karakteri, Safahat’taki sosyal adalet vurgusu ve adaleti bir karakter meselesi olarak görmesi, anlatıcı diliyle detaylandırılmıştır. Akif’in adalet anlayışının bugünkü dünyada vicdanın sesi olarak nasıl yankılanmaya devam ettiği vurgulanmaktadır.